Öncelikle belirtmek gerekir ki; Türkiye sivil toplum tarihi, kahraman yaratma hevesiyle kurumsal aklı devre dışı bırakan bir kitle ile bu zaafı yönetmeyi çok iyi bilen figürlerin hikayeleriyle dolu.
Haluk Levent ve onun kurduğu AHBAP imparatorluğu bu hikayelerden en güncel olanı.
Maalesef, bugün gelinen noktada karşı karşıya kalınan tablo; geçmişin göz ardı edilen şaibeleri, kriz anlarında sinsi bir kurtarıcı rolüne bürünen popülizm ve devlet mekanizmalarının seyirci kaldığı bir denetimsizlik sarmalının kaçınılmaz sonucudur.
Haluk Levent ismi, AHBAP’ın kurulduğu 2017 yılından çok önce de adliye koridorlarında, icra dairelerinde ve karşılıksız çek davalarında sıkça yankılanan bir isimdi. 1990'lardan itibaren defalarca cezaevine girmiş, dolandırıcılık ve borç krizleriyle anılan, adli sicili finansal açıdan son derece istikrarsız bir figürün, milyonlarca liralık kamu bağışını yönetecek bir dernek kurmasına yasal olarak nasıl izin verildiği, sivil toplum mevzuatının en büyük açıklarından biri.. Türkiye’de yürürlükteki Dernekler Kanunu, bu gibi figürlerin dernek kurmasına ne yazık ki teknik olarak izin vermekte.
Kitlelerin, finansal okuryazarlığı ve dürüstlüğü defalarca mahkeme kararlarıyla sorgulanmış, hatta yakın zamanda bile karşılıksız çek davalarından milyonlarca liralık adli para cezaları almaya devam eden bir ismin arkasına takılması sonuçta yaşananların ana nedeni.
2017 yılında kurulan Ahbap Derneği, özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sırasında büyük bir güven ve bağış akışı elde etti. Kızılay’a yönelik eleştirilerin arttığı o günlerde, “devlet yok, Ahbap var” algısı hızla yayıldı ve milyonlarca vatandaş bağışlarını bu derneğe yönlendirdi.
AFAD ve Kızılay gibi köklü kurumlar etrafında başlatılan tartışmalar nedeniyle sahada yaratılan algısal boşluk, Haluk Levent için adeta bulunmaz fırsat oldu. “Biz devletten daha hızlıyız" imajı, sosyal medyanın anlık hızıyla birleşince rasyonel akıl tamamen devre dışı kaldı. Bu süreçte Haluk Levent, en çok kendilerine hızlı bir "günah çıkarma" ve reklam fırsatı arayan kurumsal markalardan, vergiden düşme avantajı kovalayan büyük holdinglerden ve iktidar karşıtı muhalif çevrelerden destek aldı. Mevcut iktidara karşıtlık üzerinden devlet kurumlarına gösterilen haksız tepki nedeniyle "paramız devlete gitmesin" motivasyonu taşıyan muhalif kitleler ve Türkiye’deki bürokrasiyi uzaktan takip edip yardım etmek isteyen gurbetçiler bu kontrolsüz gücün en büyük finansörü haline geldi. Levent’in bazı ünlü isimler ve muhalif kesimlerden destek aldığı, CHP ile ilişkilerinin (Hatay adaylığı teklifi iddiaları gibi) gündeme geldiği de bilinen bir gerçek.
Resmi açıklamalara ve iddialara göre yaklaşık 3 milyar TL (dönemin kuruyla yaklaşık 158 milyon dolar) bağış toplandı. Levent, depremzedelere konut vaadinde bulundu, konteynerler gönderdiğini açıkladı. Devlet kurumlarının (AFAD, TOKİ) kalıcı konut çalışmalarına paralel olarak Ahbap da “kendi konut projeleri”ni duyurdu. Ancak aradan üç yıl geçmesine rağmen Malatya’da 264 konut gibi hedeflerin büyük kısmı tamamlanamadı.
2026 yazında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma patlak verdi: Haluk Levent önceki gün gözaltına alındı. İddialar ağırdı; dernekten Levent ve asistanı Yeliz Kaya’nın hesaplarına 120 milyon TL aktarım, kuruculardan birinin hesabından 990 milyon TL bahis oynanması ve 390 milyon TL kayıp, deprem bağışlarının şahsi hesaplara yönlendirilmesi, gayrimenkul alımlarında 60 milyon dolarlık vurgun şüphesi (“Dernekler Kanununa Muhalefet”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “örgüt üyeliği” suçlamaları). Gayrimenkuller asistan adına alınıp başkalarına tescillendirilmişti.
Haluk Levent’in savunması, denetimlerden geçtiği ve hesap vereceği yönünde. Ancak depremzedelerin konut beklentisi, bağışçıların mağduriyeti ve kamu kaynaklarının şeffaf kullanımı gibi konular hâlâ cevapsız.
Deprem döneminde AHBAP hesaplarında biriken milyarlarca liralık devasa meblağların üzerinden yıllar geçmesine rağmen, bu kaynakların neden zamanında ve etkin bir şekilde denetlenmediği sorusu ise siyaset ve bürokrasinin en karanlık bölmesini oluşturmakta.
Depremin ilk döneminde devlet, kendi eksikliklerini kapatan ve barınma, gıda gibi acil ihtiyaçları üstlenen bir AHBAP figürüne göz yummak zorundaydı. Çünkü o dönemde yapılacak sert bir müdahale toplumsal öfkeyi doğrudan devlete yöneltebilirdi. Devletin denetim organları, paranın dernek hesaplarında birikmesine ve kontrolsüzce harcanmasına uzun süre müdahale etmeyerek konuyu takibe aldılar..Aradan yıllar geçip, söz verilen konutların hala bitirilmediği gerçeğiyle toplum yüzleşmeye başlayınca, süreç içerisinde biriken kontrolsüz para transferleri, usulsüz gayrimenkul tescilleri ve şahsi hesaplardaki şüpheli hareketler üzerine soruşturmalar başlatıldı.
Türkiye’de dernekler yasal olarak denetlenir ancak afet dönemlerinde aciliyet, sosyal medya etkisi ve kamuoyundaki “güven” algısı denetimleri gölgede bırakabiliyor.
Son soruşturma, bu gecikmenin faturasını ortaya koyuyor gibi görünüyor.
Kendi geçmişinin şaibelerini hayırseverlik zırhıyla örtmeye çalışan bir figürün ve ona müdahale edemeyen sistemin faturası, ona yardımda bulunanlara kesilmiş durumda..
(Oysa, ilişikteki videoda bizzat şahsın kendisi güvenilmez biri olduğunu bir eleştiriye cevap verirken kabul ediyordu!)
Umarım, bu yolsuzluğun içinde bulunanlar gerekli şekilde cezalandırılırlar ve halk da bu konuda daha dikkatli olur
Okur Yorumları (0)
Henüz yorum yazılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yapın