Türk diline önem verme yolunda Safevî hükümdarı Şah İsmail, önde gelen şairlerimizdendir. Tasavvufu yaymak için halk dilinde Hata’î mahlasıyla Türkçe gazeller, nefesler yazmış, ünlü bir hükümdar iken coşkun bir sûfî olmuştur. Sürekli aşk ve cezbe içinde yaşayan bu çılgın hükümdarı izleyen bir çok müritleri de olmuş, böylece ünü dünyaya yayılmıştır.
Akıl gel beri gel beri
Gir gönüle nazar eyle
Görür göz, işitir gulak
Söyler dile nazar eyle
1703 senesinde Erzurum'da doğan İbrahim Hakkı Hazretlerini “Marifetname” adlı oldukça kapsamlı eseriyle tanır, biliriz. Pozitif bilime pek değer verilmeyen bir çağda, 18. Yüzyılda, Jeoloji, astronomi, matematik, fizyoloji ve psikoloji gibi pozitif ilimlere olan merakı, ve bu alanlarda araştırma, inceleme yaparak bunları yazıya dökmesi, onu çağının aydınları arasında saymamıza yeter sanırım. 77 yıllık ömründe yetmişten çok eser yazdı. 1780 senesinde Hakk’a yürüdü.
Can ellerinden gelmişem
Fani mekanı neylerem
Ol mülke meylim salmışam
Ben bu cihanı neylerem
Erzurum, fizyoloji,
Sade dili, imanlı söyleyişi, ince ve samimi deyişleriyle tanıdığımız bir âşığımız vardır.
“Eski libas gibi âşığın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş”
gibi muhteşem bir benzetmeyle bize seslenen, Hak yoluna gitmek için yollara düşen, birlik ve beraberliği kendine ülkü edinen, bilgi ışığı sunanlara kurban olmayı dileyen, aşk ile yanan, kavrulan Seyrani’dir bu.
yüzyılda bir yandan divan bir yandan da din ve tasavvuf geleneğine imrenerek bu yolda şiirler yazmaya çalışmışsa da, Âşık Emrah’ı daha çok hece vezniyle yazdığı, aşk ve sevda temalarını işleyen koşma ve semaileriyle tanırız. Bilen bilir, halk edebiyatımızda bir Emrah daha vardır ki, bu, Emrah ile Selvihan hikâyesinin kahramanı, Selvihan’ın sevgilisi Ercişli Âşık Emrah’tır.
Hazân ile geçti gülşen ü bûstan
Eyler dertli bülbül zâr garip garip
Haraba yüz tuttu bezm-i gülistan
Ağla şimden geru var garip garip.
Tasavvufta hayat, ayrılıktır, hasretliktir, çünkü ulu dosttan ayrıyızdır. Gerçek âşıkta bir an evvel sevgiliye kavuşma özlemi vardır. Kavuşma olmasa bile bu arada seher yeliyle gelecek bir haber o özlem acısını biraz dindirecektir.
Ayrılık hasreti kâr etti cana
Seher yeli sevdiğimden ne haber
Selamım tebliğ et kutb-ı cihana
Seher yeli sevdiğimden ne haber
Her ortamın şiirleri gibi halk şiirinde de aşk baş köşeyi tutar. Aşkın maddi ve manevi olanı vardır. Bir de gerçekte var olmayan, düşte kalan ve hep öyle kalması istenen bir aşk vardır ki buna platonik aşk denmektedir. Aşkın insanı olgunlaştırıp, tanrıya ulaştıracağı mutasavvıflar arasında genel bir inançtır.
Bir garip başınan kaldım arada
Dü aleme hayran eyler hak beni
Olanca varımı verdim talana
Bir ulu bezirgân eyler hak beni
Her canlı yer yüzümde dönüp dolaşarak ömür tüketir. Mutasavvıflar sonunda ölüm olan bu dünyaya dar-ı fena demişlerdir. Bildiğimiz “kötü” anlamına gelen fena. Madem bu geçici dünyada yaşıyoruz, ömrü boşa geçirmeden çalışmak, tanımak, bilmek ve hayat denen bu sırrı çözmeye gayret göstermek gerekir
Devredip gezersin dar-ı fenayı
Bağdat diyarına vardın mı durnam
Medine şehrinde Fatma anayı
Makamı andadır gördün mü durnam
Urfalı Şair Fehim’in göndermeler dolu bir gazeli vardır ki içinde dini tasavvufi efsanelerimizin kahramanları bir bir sayılır.
Yanıp bir nârı ruhsâre çırağan olduğun var mı?
Senin pervâne veş şem'e şebistan olduğun var mı?
Siyah, matem rengi olduğu için pek makbul olmayan bir renktir. Ama sevgilinin saçı söz konusu olduğunda her şey değişir.
Siyah saçların da hatem yüzlerin
Garip bülbül gibi zar eyler beni
Hilal ebruların ahu gözlerin
Tiğ-ı sevdâ ile yaralar beni
Zülf-i siyah, Siyah saç, tasavvufta İlahî güzellik anlamına gelir sevgili dinleyenlerim. Akıl sahibi kâmil kimseler, sürekli bu güzelliği görürler.
Okur Yorumları (0)
Henüz yorum yazılmamış. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yapın